Hollowbody

Hollowbody
Hollowbody Cover

Kimler oynamalı

  • Eski usul Resident Evil’ları sevenler
  • Gizemli, ilgi çekici bir bilim kurgu hikayesi arayanlar

Kimler uzak durmalı

  • Zor bir hayatta kalma oyunu bekleyenler
  • PS2 mi kalmış, bana 4k kaplama ver diyenler

Resident Evil gibin oyun dediğim zaman aklınızda ne canlanıyor? Birinci şahıs korku? Bulmacalar? Aksiyon? Kaya yumruklama? Bunca yıl ve onlarca oyundan sonra ben hala o eski usul sabit kamera açılarını, dar alanları ve sınırlı sayıda cephaneliği düşünüyorum. Düşünüyor ve özlüyorum. Ara ara dayanamayıp orijinal Resident Evil’ı oynadığım da oluyor hatta. Nathan Hamley isimli arkadaş da benimle aynı fikirde olmalı ki oturup Hollowbody diye bir şey yapmış.

Resident Hill? Silent Evil?

Resident Evil dedim ama Hollowbody, dinamik kamera ziyadesiyle daha çok Silent Hill’ı anımsatıyor. Bazen sabit, bazen bizi takip ediyor. Dilerseniz ayarlardan dümdüz üçüncü şahıs kamerasına geçmeniz de mümkün. Özellikle geniş ve açık alanlarda koştururken üçüncü şahıs kamerası daha kullanışlı oluyor. Sayesinde önümüzü daha rahat görebiliyor ve yolumuzu bulabiliyoruz.

Yalnız burada önemli bir nokta var: Steam Deck’te üçüncü şahıs kamerası ile oynarken yürüme animasyonları takılıyor. Gördüğüm kadarıyla bunun oyunun performansına herhangi bir etkisi yok, sadece garip ve sinir bozucu bir hata. Masaüstü bilgisayarımda denediğim zaman herhangi bir sorun ile karşılaşmadım. İleride yamalarla düzelme ihtimali var.

“Yok, üçüncü şahıs kamerası bana ters! Nerede o eski tank kontrolleri?” gibi sorular soranlarınıza ayarlarda diye cevap verebilirim. Ayarlara girerseniz orijinal Resident Evil’daki o eski usul tank kontrollerini açmanız mümkün.

Görsel olarak ise PS2 estetiği seçilmiş. Oynak poligonların ve piksel piksel kaplamaların kalbimdeki yerleri ayrı olsa da PS2’ye itiraz edecek değilim. Oyunun puslu ve yağmurlu atmosferi yalnızlık ve terk edilmişlik hissini çok iyi yansıtıyor. Oynarken daha çok poligon aramıyor insan.

Peki o halde ne arıyoruz?

2000’lerin başlarında terörist saldırı sonucunda Britanya adaları ölümcül bir salgına yenik düşer. Ada komple karantinaya alınır ve tehditi yok etmek için bombalanır. Aradan 60 yıl geçer ve bir grup çevre aktivisti olayın ardındaki asıl sebebi ortaya çıkarmak için çalışma yapar. Aralarında ana karakter Mica’nın sevgilisinin de olduğu grup kaybolunca ablamız hiç tereddüt etmeden peşlerine düşer. Sonra da dümdüz düşer. Karantina bölgesine uçan arabası ile girdikten sonra arabası düşüyor çünkü.

Oyunun dünyası siberpunk olsa ve bunu açılış sinematiğinde çok net görsek de, oyun içinde siberlik bir durum söz konusu değil. 60 yıl önce terk edilmiş binalardaki sınırlı teknoloji, birkaç istisna haricinde bizim bildiğimiz 2000’li yılların bile gerisinde kalıyor. Buna rağmen oyun bir yakın gelecek bilim kurgu dünyasında olduğunuzu hissettirmeyi başarıyor.

Korkuyor muyuz? Hayatta kalıyor muyuz?

Hollowbody’nin hissettirmeyi başaramadığı şey ise korku. Açık alanlarda canavarlardan oldukça rahat bir şekilde kaçabiliyoruz. Kapalı ve dar alanlarda ise elimizdeki envayi çeşit zopa ile hepsini kolayca dövebiliyoruz. Yani hemen hemen hepsini. Arada bir iki tane büyük abi geliyor. Onların kafalarına iki şarjör kadar mermi sıkınca ölüyorlar. Oyunun sonunda bolca tabanca mermisi, hiç kullanmadığım yayım ve pompalı tüfeğim vardı. Rivayetlere göre benim bulamadığım sonsuz mermisi olan bir alev atar bile varmış üstelik.

Söylediklerim hayatta kalma/korku janrasına ters olsa da açıkçası ben şikayetçi değilim. Şahsen ilginç dünyada kaybolup iki nostalji yaşarken gerilmediğim için memnunum. Hatta o kadar memnunum ki oyunu bir iki kere daha bitirmek, kaçırdığım belgeleri toplamak ve başarımları %100’lemek istiyorum. Hem zaten Hollowbody’nin birisi bonus olmak üzere üç farklı sonu, ve sonradan açılan bir zorluk seviyesi var. Oyun süresinin 5-6 saat olduğunu hesaba katarsak bu önemli bir detay.

Hollowbody’nin hikayesi kendi içerisinde tamamlanmış olsa bile o dünyadan birçok hikaye çıkabilir. Şahsen çıkmasını umuyorum. Böyle kenarda köşede bağımsız, küçük bir Resident Evil’ımız olsa fena mı olur? Hollowbody 2 çıkmasa bile Nathan Hamley’nin işlerini yakından takip etmeye devam edeceğim. Chasing Static ile dikkatimi çeken Hamley, Hollowbody ile kalbimi kazanmayı başardı. Sizler de nostalji yapıp kendinizi çok yormak istemiyorsanız Hollowbody’ye kesinlikle bir şans vermelisiniz. Ama 20 saatten aşağısı kesmez, korku dediğin hayatta kalmalı olmalı, bu saatten sonra Resident Evil’ların Dark Souls’u olmayan oyunun yüzüne bakmam diyorsanız bir süre daha beklemeniz gerekecektir.