| by Anton | No comments

Bloodrayne 2: Terminal Cut

Kimler oynamalı

  • Rayne babamı yese (?!) izlerim diyenler
  • BloodRayne hikayesinin devamını merak edenler
  • Bir oyunda her şeyi geliştirerek daha sıkıcı bir oyun nasıl yapılır diye merak edenler

Kimler uzak durmalı

  • Ergenliğini sağ salim atlatmış olanlar
  • Rayne’e özel bir ilgi duymayanlar

Eğer Bloodrayne: Terminal Cut yazımı okuduysanız, tebrikler! Kendinizi iki kişilik, süper elit bir klübün parçası olarak düşünebilirsiniz! Bu gizli örgütün her üyesinin bildiği üzere, ilk oyunu eksikliklerine karşın çok sevmiştim.

İlk BloodRayne oyunundaki seksi ablalar – pis rahatsız edici ikinci dünya savaşı ortamı oldukça etkileyici bir kontrast yaratmıştı. Ne yazık ki bu kontrast teknik olarak oyuna yansımamıştı ve oyun çıktığı dönem için ortalama grafiklere sahipti. Çatışma mekanikleri de eh işte denilebilecek seviyedeydi. Kılıçları havada sallıyorduk ve etrafımızdaki düşmanlar ölüyordu. Silahları kullanmak biraz daha tatmin edici olsa da kılıçlar kadar hasar vermedikleri ve mühimmat hemen bittiği için çok kullanışlı değillerdi.

İkinci oyunda bu eksiklerin hepsi giderildi. Yeni görseller çok daha güzeldi. Biraz daha iyi çalışan bir dövüş sistemi geldi. Silahlar daha kullanışlı oldu. Ancak bütün bu gelişmelere karşın oyun ilkinden daha başarılı olamadı. Bunun sebeplerine tek tek bakalım.

Evet görseller teknik açıdan çok daha iyi. Modeller daha ayrıntılı, animasyonlar daha oturaklı falan. Ancak bütün kostüm tasarımları ve karakterler gotik-punk bir porno filmden fırlamış gibi duruyor. Öyle ki ilk oyunda sadece Rayne’in ve Mynce’ın kıyafetleri aşırı seksi olması sebebi ile göze batarken, ikinci oyunda Rayne’ın aynı kıyafeti oldukça mütevazi kalmış. Öte yandan punk tarzından hoşlanıyorsanız sizin için bir artı bile olabilir bu.

Yeni dövüş sisteminde bir düşmana kilitlenebiliyorsunuz ve vuruşlarınız biraz daha isabetli oluyor. Çok değil, ama oyunun hissiyatını değiştirmeye yeterli. İlk oyundaki zincir yine yerli yerinde duruyor. Ama bu defa sadece düşmanı uzaktan çekmeye yaramıyor. Fizik kurallarını görmezden gelip düşmanları istediğimiz bir yönde fırlatabiliyoruz zincir ile. Oyundaki bütün bulmacalar da bundan ibaret. Üzerinize gelen sonsuz düşmanı spesifik bir noktaya fırlatmanız gerekiyor. Yeterince düşmanı doğru noktaya atarsanız bir şeyler patlıyor veya bozuluyor ve gideceğimiz yol açılıyor.

İlk birkaç saat bu sistem eğlendirmeyi başarıyor. Ama oyunda bundan başka hiçbir şey olmadığını fark edince sıkılmaya başlıyorsunuz. Üstelik son bölümler çok zorlaşıyor ve oyun iyice can sıkıcı bir hale geliyor. Şahsen oyunu ölümsüzlük şifresi yazarak bitirdim. Şifre yazmadan bitirene üstün sabrı için madalya takmak gerekiyor. Hikaye de öyle ahım şahım değil, oyun %60 daha kısa olsaydı tam tadında bitebilirdi.

Son olarak kullandığımız silahlardan bahsedeyim. İlk oyundaki gibi yerden silah toplamıyoruz. Oyunun başında kan ile çalışan iki efsanevi silah buluyoruz. Düşmanları öldürünce kanlarını bu silahları doldurmak için kullanıyoruz. Silahların kanı biterse canımızı kullanmaya başlıyorlar. Alternatif olarak düşmanların kanını canımızı dolurmak için emebiliriz, ya da blood rage’i doldurmak için kullanabiliriz. Ne kadar basit de olsa bu üçlü sistem hoşuma gitti. İlerledikçe silahlara taramalıdan pompalıya, roket atardan aleve kadar birçok mod ekleniyor. Bir modu ne kadar çok kullanırsanız da o mod o kadar güçleniyor. Tabi bir önceki paragrafta dediğim gibi, bütün bunlar da oyunu kurtarmıyor ve birkaç saat oynadıktan sonra sıkılmaya başlıyorsunuz.

Özetle BloodRayne sevenlerini birkaç saat eğlendirecek bir oyun olmuş. Birkaç saat sonra ölümsüzlük şifresi yazarsanız biraz daha fazla eğlenebilir, hatta oyunu bitirebilirsiniz.

Leave a Reply