| by Anton | 1 comment

Nostalji Konusu

  1. isim: Geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi, geçmişseverlik, gündedün.
  2. isim: Değişime karşı duyulan korku sonucu geçmişe sığınma duygusu, geçmişseverlik, gündedün.

Nostalji kelimesinin tanımı TDK’nın sözlüğünde bu şekilde. Gerek sosyal medyada gerekse günlük hayatta eski günleri bol bol yad ederiz veya pozitif bir ışıkta anıların anlatılmasına şahit oluruz. Bu durum bir tek oyunlara özgü değil elbette ki. Teyzelere amcalara sorduğumuz zaman onların gençliğinde her şey çok daha iyiydi, siyasetçiler yalan söylemezdi, fiyatlar makuldü, gençler yaşlılara saygılı davranıdı vesaire. Öte yandan zamane gençliği çok bozmuştur, ahlaksızdır, ekonomi kötüye gitmektedir, hiç eskisi gibi değildir.

Yan yana görmesem, oyunda hiçbir değişiklik olmamış diyebilrdim…

Retro (eski) oyun gruplarının var olmasının sebebi de tam olarak bu duygudur. Gruptaki insanlar çoğunlukla eski oyunların nasıl daha eğlenceli olduğundan, günümüzde oyunların kopyala-yapıştır olduğundan ve büyük şirketlerin paragözlüğünden bahseder. Oysa gençliğimizde hiç öyle değildi. Oyunlar çok daha eğlenceliydi, oyuncuyu elinden tutmuyor, zorluyordu, oyun geliştiricileri para peşinde değil, eğlenceli bir oyun yapmanın peşindeydi, oyunlar yaratıcıydı. Özetle eskiden oyun piyasası günümüzdekine göre çok daha iyi bir durumdaydı. Peki gerçekten öyle miydi? Haydi hep birlikte bakalım…

Bu günlerde en çok şikayet edilen nokta oyunları kolay olamları. “Bıraksanız kendi kendini oynayacak neredeyse” gibi yorumları sık sık duyuyoruz. Oyunların kolaylaşmış olması aslında oldukça doğru bir tespit. Bunun birkaç sebebi var ve en önemlisi tabi ki mümkün olduğu kadar büyük bir kitleye hitab etmek ve böylece daha fazla para kazanabilmek. İkinci sebebi ise oyun tasarımı konusunda çok fazla yol katedilmiş olması. Bunun yanında kontrol şemaları ve bölüm tasarımları da çok gelişmiş. Bu iki sebebi sıra ile ele alalım.

Mario çok mantıklı olmasa da en azından kendince kuralları vardı ve oyun bu kurallara sadık kalıyordu

Günümüzün Firmaları Çok Paragöz

Herhangi bir firma için “paragöz” yorumunu yapmak aslında çok da mantıklı değil. Firmalar para kazanmak için varlar, hayır kurumları değillerdir, her zaman karlarını mümkün olduğu kadar çok arttırmak isterler. Eskiden de böyleydi, şimdi de böyle ve tabi ki bu durum bir tek oyun endüstrisi için geçerli değil. Firma hangi noktada yeterince para kazanmış oluyor ve hangi noktada paragöz oluyor sorularının bir cevabının olmadığının kanaatindeyim. Ama yine de bu argüman üzerinden devam edelim.

Oyunların o zamanlar zor olmalarının sebebi Türkiye’de “atari salonu” diye bilinen “Arcade” salonlarıydı. Video oyunları ilk olarak evdeki konsollarda değil bu “Arcade” dediğimiz jetonlu makinelerde yayılmıştı. Bu makineler jeton ile çalşıyordu ve oyunlarda jeton karşılığı can alınabiliyordu. Yani oyuncuların bol bol ölmesi ve oyunu bitrememesi önemliydi. Dolayısı ile oyunların zor olması tamamen firmaların paragöz olmaları ile ilgiliydi.

Türkiye’de Jetonlu Atarı diye bilinen arcade makineler

Ev konsolları piyasaya çıktıklarında ilk olarak jetonlu makinelerde çalışan oyunlar uyarlandı veya benzer mantık ile çalışan benzer oyunlar geliştirilidi. Ayrıca bir kasete veya kartuşa çok fazla içerik sığmıyordu. Oyunların ömürlerini uzatmak için geliştiriciler yine oyunlarını zor yapmaya devam etti. Günümüzde, özellike açık dünya oyunlarının en çok eleştirilen tarafı haritanın boş olamsı. Yapılacak çok fazla görev varımş gibi görünmesine karşın bütün görevler birbirinin aynısıdırlar. Bu görevler sadece oyunu uzatmak, şişirmek, oyunu olduğundan daha uzunmuş gibi göstermek için oradadırlar. Eskiden zorluk seviyesi de tam olarak bu amaç için kullanılırdı.

Yapay Zorluk

Bir oyun oynadığınızı hayal edin. Zombilerle ve çeşitli canavarlarla dolu bir evde kilitlisinizdir ve çıkışı bulmanız gerekiyordur. Oda oda geziniyor, anahtar ve cephane arıyorsunuz. Fakat kapıların %50’si elektriklidir, açmaya çalıştığınız anda elektrik çarpıyor ve ölüyorsunuz. Hangi kapıların elektrikli olduğunu denemeden bilmenizin imkanı yok. Daha da kötüsü oyunu bitirmek için sadece üç canınız vardır. Bu oyun zor mu? Kesinlikle. Eğlenceli mi? İnsanların %99’u için değil.

Bu bölümü bitirebilen var mı gerçekten?

Eski oyunlara baktığımız zaman zorluğun genelde bu şekilde olduğunu görmek mümkün. Saatlerinizi harcayıp oyunu ezberlemeden bitirmeniz mümkün değil. Oyun ne dikkatinizi ne analitik düşünme yeteğinizi ne reflekslerinizi ölçüyordur. Ölçtüğü tek şey sabrınızdır.

Tahmin edebileceğiniz gibi donanımın gelişmesi, ev konsollarının ve bilgisayarın yaygınlaşması ile birlikte oyun geliştiricilerinin jeton satma gibi bir derdi kalmamış ve gün geçtikçe oyunlara daha fazla içerik sığdırabilmeye başlamışlardır. Bu nedenle oyunlara ayarsız ve yapay zorluk eklemeye gerek kalmamıştır.

Yaratıcılık

Modern oyunların eleştirildiği bir başka nokta da yaratıcılık konusu. Her sene birbirinin kopyası oyunlar çıkıyor, geliştiriciler yeni bir şey denemiyor. Bunun sebebi aslında çok basit. Bu eleştiriyi yapanlar dahi hemen hemen herkes farkında ki günümüzde AAA oyun yapmak çok pahalı bir iş. Bütçesi yüz milyon dolarları aşan projeler bunlar ve yatırımcı bu kadar parayı riske atmak istemiyor. Dolayısı ile az çok denenmiş ve satacağı garanti olan formulleri uyguluyor.

Eskiden oyun geliştirmek bu kadar pahalı bir iş değildi. 5-10 arkadaş bir araya gelip teknolojinin sınırlarını zorlayacak bir oyun geliştirebilirdi. Gerekli yatırım nadiren yüz bin doları geçiyordu ve alınan riskler bu kadar büyük değildi. Günümüzde hala bu şekilde geliştirilen projeler var. Hem de çok fazla! Evet, bağımsız geliştiricilerden bahsediyorum. Bu projeler görece ucuz oldukları ve yüzlerce insanın işi bunlara bağlı olmadığı için daha kolay risk alabiliyorlar. Hatta birçok bağımsız geliştirici “retro oyun” geliştirmenin peşinde. Bağımsız oyun piyasası dikkate alındığında bu “birbirinin kopyası” ve “her sene aynısı çıkan” oyunların oranı oldukça düşük.

Zamane AAA Oyunları… Tehey gidi…

Nostalji Bir Yalan mı?

Peki bu nostalji konusu ne o halde? Çocukken oyun oynarken çok daha fazla eğleniyorduk, değil mi? Evet ve genelde karıştırılan nokta da burası: biz oyunları değil, oyunları oynarken hissttiklerimizi özlüyoruz. Ama o halde aynı veya benzer oyunları oynadığımızda bugün de aynı şeyleri hissetmemiz gerekmez mi? Hayır gerekmez. Şimdi saklambaç veya hırsız-polis oynamak cazip gelmiyor, çocukken eğlendiğimiz kadar eğlenebileceğimizi düşünmüyorum.

Çocuk olmaktan da öte şartlarımız ve ortamımız çok farklı. Cocukken oyun konusunda fazla seçeneğimiz yoktu, ne bulduysak onunla eğlendirmeye çalışıyorduk kendimizi. Arkadaşımız ile saatlerce, hatta günlerce bir oyunun başında oturup onu çözmeye, en yüksek skoru yapmaya ya da bitirmeye uğraşırıdık çünkü başka seçeneğimiz yoktu. Ayrıca o dönem en kaliteli oyunlar da onlardı, daha iyisini görmemiştik.

Özet

Yani kısaca bir iki istisna hariç eski oyunlar bugünkü oyunlardan daha güzel değildi. Tomb Raider aynı kontrollerle, ama yenilenmiş grafiklerle bugün çıksa yüzüne bakılmaz, yerden yere vurulur. Geçen 23 yılda kontrol meselesini çözdük çünkü. Karakterlerimizi kontrol ederken kendimizi piyanist şantör gibi hissetmemize gerek yok. Oyunu nasıl oynayacağımızı çözmek ve hikayeyi anlamak için yanında gelen kitapçığı konumamıza gerek yok çünkü iyi ve eğlenceli eğitim bölümü nasıl yapılır onu çözdük, hikaye nasıl anlatılır, nasıl sunulur onu çözdük. Neyin sinir bozduğunu, neyin eğlenceli olduğunu çok daha iyi kestirebiliyoruz geliştiriciler olarak.

Nostalji ile hatırladığımız o güzel anılarımız aslında oyunlar değil. Arkadaşlarımız ile geçirdiğimiz vakit. Oyunlar sadece güzel bir araç, bir bahane olmuş bizim için.

Photo by Robert Collins on Unsplash

1 Comment

Altay Kaçmaz

September 19, 2019 at 6:29 pm

Müthiş bir yazı.

Leave a Reply