| by Anton | No comments

Resident Evil – Code: Veronica

Kimler oynamalı

  • Resident Evil’a doyamayanlar
  • Hikayenin bütün ayrıntılarını merak edenler
  • Claire ve Chris fanları

Kimler uzak durmalı

  • Resident Evil 1-2-3 formulünden sıkılanlar
  • Yenilikçi bir şeyler bekleyenler
  • Sinir bozucu karakterleri çekemeyenler

Hayatına Resident Evil 2’nin Sega Saturn uyarlaması olarak başlayan Code: Veronica, görece uzun bir geliştirme sürecinden geçti. İkinci oyunu Sega Saturn’e uyarlanamayacağını fark eden geliştirme ekibi gözünü yeni çıkacak olan Sega Dreamcast’e dikti. Ancak Sony’nin ısrarı ile Capcom üçlemeyi PlayStation 1’de sonlandırmaya karar verdi. Bu şekilde yan oyun olarak geliştirilen Nemesis 3. oyun ünvanını kazanırken Code: Vecornica bir yan oyun haline geldi.

Bu çalkantılı süreçten sonra Dreamcast’e çıkan Code: Veronica çok iyi incelemeler ile karşılandı. Birçok yazar o güne kadar çıkmış en iyi Resident Evil oyunu, ve Dreamcast’in en iyi oyunlarından birisi olduğunu konusunda hemfikirdi. Ancak Dreamcast’in satışları oldukça düşüktü, ve sadece bu platformda kalarak yeterince kar edemeyeceğini fark etti Capcom. Bu nedenle PlayStation 2 uyarlaması çok gecikmeden piyasaya çıktı. Benim oynadığım versiyon da PlayStation 2 versiyonu.

Code: Veronica’daki olaylar Raccoon City olayından üç ay sonra geçiyor. İlk ana kahramanımız Claire uçarlı kaçarlı bir açılış animasyonundan sonra kendisini Umbrella’nın kurucuların birisine ait ufak bir adada buluyor. Adaya birileri saldırıyor ve tabi ki de kendimizi zombilerin arasında buluyoruz. Daha sonra Chris ikinci ana karakter olarak oyuna dahil oluyor. Karakterler hakkında söyleyebilieceğim en önemli şey Chirs ve Claire haricindeki herkesin çok sinir bozucu olduğu. Özellikle oyunun başında yanımıza takılan Steve için haydi ölmüyor mu bu, artık ölse de kurtulsak diye düşündüm oyun boyunca. Chirs ve Claire her ne kadar sinir bozucu olmasalar da onları ekstradan sevmemiz için bir sebep sunmuyorlar bize.

Genel olarak Code: Veronica için söyleyebilieceğim bir şey aslında bu. Bir iki eksiği hariç çok kötü bir tarafı olmasa da kendisini sevmemiz için pek bir sebep yok ortada. Sanki bütün tasarım kararları adettendir diyerek alınmış gibi duruyor. Artık mekanlar tamamen üç boyutlu olabiliyor, ama kamera yine sabit, çünkü ilk üç oyunda öyle idi. Tam tamına üç adet malikane var, çünkü eski oyunlarda vardı. Hatta ilk oyundaki malikanenin üçte biri falan var. Bu benzerlikler ve eski oyunlara göndermeler kendi başlarına kötü olmasa da sanki geliştiriciler yeni bir şey denemekten korkmuş gibi geldi bana. Ortaya da ruhsuz bir yapım çıkmış.

Oyunun özellikle ilk bölümleri oldukça sıkıcı. İlk üç oyuna nazaran daha büyük bir bölümde oynuyoruz ama getir götür işleri aynen duruyor. Haritanın bir ucundaki eşyayı alıp öbür ucuna götürmemiz, oradan başka bir şey alıp daha da alakasız bir yerlere gitmemiz bekleniyor sürekli. Üstelik ortamdaki zombi ve canavarlar tekrar tekrar çıkabiliyor. Öyle herkesi öldürdüm, artık rahat rahat gezerim diyemiyorsun yani.

Bütün bunların yanında bir de renk paleti çok soluk geldi bana. Belki benim emulatörün ayarları ile alakalıydı, ama her şey sisin arkasındaymış gibi hem gri tonlara sahipti. Üstüne bir de Code: Veronica’ya karşı nostalji hissetmediğim için bana sıradan, öne çıkan bir özelliği olmayan, ortalama bir yapımmış gibi geldi.

Eğer Resident Evil evrenindeki bütün hikayeleri görmek istiyorsanız, her ayrıntıyı öğreneyim diyorsanız Code: Veronica oynayabileceğiniz en kötü oyun değil. Yok eğer farklı bir oyun deneyimi veya yenilikçi mekanikler peşindeyseniz burada sizi tatmin edecek bir şey bulamayacaksınız.

Leave a Reply