| by Anton | No comments

Resident Evil: Director’s Cut

Kimler oynamalı

  • Hayatta kalma-korku janrasının kökenlerini merak edenler
  • Resident Evil hayranları
  • 90’ların kötü korku filmlerini sevenler
  • “Tank kontrolleri ne ola ki?” diye düşünenler
  • Yavaş, gerilimli ve bol bulmacalı oyunlardan gocunmayanlar

Kimler uzak durmalı

  • “Tank mank anlamam, normal insan gibi hareket etsin karakter!” diyenler
  • Görsellere önem verenler
  • Resident Evil’ın hikayesini öğrenmek isteyenler (yeniden yapımı çıktığından beri buradaki hikaye geçerliliğini yitirdi)

Resident Evil en sevdiğim oyun serilerinden birisi. Hatta en sevdiğim oyun serisi bile olabilir. İlk Resident Evil oyunum 12-13 yaşında oynadığım Resident Evil 3: Nemesis idi. Hatta sonrasında 2 ve en son 1’i bitirdikten sonra serilere ortadan dalmayıp çıkış sıraları ile oynamaya and içmiştim. Umbrella Corps, Operation Raccoon City, Survivor 2, Outbreak, Outbreak File #2, ve alakasız mobil oyunları haricinde bütün oyunları severek oynamışlığım var. Evet Survivor ve Gaiden’i bile seviyorum. Resident Evil 6’nın da haksız yere eleştirildiğini düşünüyorum.

Peki bütün bunları neden anlattım? Çok istesem dahi objektif bir inceleme yazamayacağımı anlatmak ve Resident Evil sevgimden bahstmek istediğim için tabi ki. Ama yine de elimden geleni yapacağım.

Oyuna oldukça kötü oyuncularla çekilmiş, buram buram 90’lar kokan bir video ile giriş yapıyoruz. Öyle animasyon falan değil, bildiğin filim gibi çekmiş adamlar. Bu giriş videosundan Raccoon diye hayali bir şehirin polis teşkilatına bağlı Special Tactics and Rescue Service (Özel Taktik ve Kurtarma Servisi) isimli, kısaca STARS diye bilinen birliğini bir üyesi olduğumuz öğreniyoruz. Raccoon şehrinin yakınlarındaki Arklay dağlarında garip saldırılar gerçekleşmekte ve insanlar kaybolmaktadır. Olayı araştırmak için STARS Bravo timi gönderilir. Bravo timinin ortalıktan kaybolması üzerine arkadan Alpha timi gider. Araştırma yaparken Alpha timi vahşi köpekler tarafından saldırıya uğrar. Helikopter pilotu kendi canının derdine düşer, Jill Valentine, Chris Redfield, Albert Wesker ve Barry Burton ortada kalırlar. Canlarını kurtarmak için yakında gördükleri bir malikanenin içine sığınırlar.

Bu giriş videosunun ardından gelen oyun içi sinematikten de görüyoruz ki seslendirmeler de en az oyunculuk kadar kötü. Hatta o kadar kötü ki ölçeğin üzerinde tur atıp geri gelmiş ve tekrardan iyi olmayı başarmış oyundaki seslendirmeler ve diyaloglar. “Master of unlocking” ya da “Jill sandwitch” derseniz konuyu bilenler anında sırıtacaktır.

Kontrolü elinize alınca fark edeceksiniz ki çok Resident Evil çok farklı bir kontrol şemasına ve kameraya sahip. Her şeyden önce kameralar sabit, ve hareket etmiyor. Bir kameranın dışına çıkarsanız oyun başka sabit bir kameraya geçiyor. Bu sistemin birkaç artısı var. Her şeyden önce mekanları üç boyutlu yapmak yerine arkaya düz bir resim koyulabiliyor. Bu teknik sayesinde çok daha ayrıntılı mekan tasarımları yapmak mümkün iken karakter modelleri daha ayrıntılı olabiliyor. İkinci artısı kamera tamamen geliştiricilerin elinde olduğu için daha sinematik bir deneyim sunabiliyorlar. Son olarak gittiğin yönde bir zombi ya da başka bir yaratık var mı emin olamıyorsun ve bu da gerilimi arttırıyor. Zombinin seslerini duyup kendisini görememek daha da çok geriyor.

Son kısımı eski olarak da sayabiliriz. Nereye gittiğimizi göremediğimiz için kendimizi kameranın hemen arkasındaki zombinin kollarında bulabiliyoruz kendimizi. Ayrıca alıştığımız kontrol şemaları da düzgün çalışmıyor. Geliştiriciler de bunu fark etmiş ve tank kontrol şeması dediğimiz bir şemayı geliştirmiş. Bu şemaya göre karakter nereye bakarsa baksın kontrolcüdeki yukarı tuşuna bastığımızda karakter her zaman kendisine göre ileri yönde hareket edecektir. Yani yüzünü kameraya dönmüşse yukarı bastığımızda kameraya doğru yürüyecektir. Özellikle günümüz için alışması zor bir sistem olabilir. Ancak dişinizi sıkıp bir kere alışırsanız tank kontrollerinin bu tarz oyunlar için en uygun sistem olduğunu göreceksiniz, ve oyunu çok rahat oynayacaksınız.

Peki kontrollere alıştık, kamera açılarını kabullendik diyelim. Oyunda ne yapıyoruz? Zombi dolu malikhanenin içinde koşturup anahtarlar buluyor ve bulmacalar çözüyoruz. Bir yandan da haytta kalmaya çalışıyoruz tabi ki. Elinizde sınırlı sayıda mühimmat ve can var. İmkanınız varsa zombilere ve çeşitli yaratıklara kafa göz girmek yerine kaçmak her zaman daha iyi bir seçenek.

Bütün bunların yanında envanter alanınız da çok sınırlı. Chris ile oynamayı seçerseniz yanınıza toplam 6, Jill ile oynarsanız 8 eşya alabiliyorsunuz. Malikhanenin öbür tarafındaki kapıyı açayım diye yola çıkıp yoldaki zombilerin arasından başarılı bir şekilde slolom yaptıktan sonra anahtarı unuttuğunuzu fark etmek epey can sıkabiliyor. Ya da bir bulmaca çözdünüz, ve ilerlemeniz için gerekli eşyayı buldunuz diyelim. Ama bir bakıyorsunuz envanterinizde yer kalmamış. En yakın depoyu bulup, envanterinizi boşaltıp geri gelmeniz gerekiyor.

Depo derken kayıt odalarını ve eşya kutularından bahsediyorum. Özellikle eski Resident Evil oyunlarının olmazsa olmazlarıdır bu odalar. Kayıt odalarına girdiğinizi her şeyden önce sakin müziklerden anlıyorsunuz. Bu odalar güvenlidir. Hiçbir yaratık girmez. O nedenle kayıt odası müziği kısa süre içinde kalbinizde ayrı bir yer edinecektir. Hemen hemen her kayıt odasında birer tane kutu vardır. Üzerimizdeki eşyaları bu kutulara bırakabiliyoruz, ve aynı eşyaları diğer kutulardan geri alabiliyoruz. Git-gel işini biraz olsun azaltmak için düşünülmüş güzel bir mekanik bu.

Dikkat ettiyseniz iki paragraf önce Jill ve Chris ile başlayabileceğinizden bahsettim. Evet, oyunda iki farklı karakter var. Üstelik oyunun başında yapacağınız karakter seçimi sadece kozmetik de değil. Jill ve Chris’in hikayeleri epey bir farklı. İlk defa oynayacaklara Jill ile başlamalarını tavsiye edebilirim. Onunla oynamak görece daha kolay. Farklı iki senaryonun yanında oyunda her karakter için dörder farklı son da bulunuyor. O yüzden Resident Evil 1’i birden fazla defa bitirmek isteyebilirsiniz.

Resident Evil 1 dönemin teknik kısıtlamaların üstesinden oldukça yaratıcı bir şekilde gelebilmiş bir oyun. Üstelik bununla kalmayıp kendi başına hayatta kalma-korku oyun türünü ortaya çıkarmıştır. Uzun bir süre boyunca hayatta kalma-korku dendiği zaman akla Resident Evil serisi, sabit kamera açıları ve sınırlı kaynaklar gelirdi. Eğer kontrollere alışana kadar dişinizi sıkmayı göze alıyorsanız, ve bu serinin nasıl başladığını merak ediyorsanız mutlaka bir şekilde edinip oynayın derim. Hiç değilse komik derecede kötü diyaloglar ile eğlenirsiniz.

Not: Reisdent Evil: Director’s Cut versiyonunu edinmeye özen gösterin. Daha sonra çıkan Director’s Cut – Dual Shock sürümünde telif hakları nedeni ile müziklerden birisi çıkarılmış ve yerine aşağıdan dinleyebilieceğiniz şey eklenmiştir.

Leave a Reply