| by Anton | No comments

S.T.A.L.K.E.R.: Shadow of Chernobyl

Kimler oynamalı

  • Fallout sevenler
  • Chernobyl’e ilgi duyanlar
  • Stalker filmini sevenler
  • Ayakları biraz daha yere basan FPS sevenler

Kimler uzak durmalı

  • Cilalanmamış oyunlara katlanamayanlar
  • Güç fantazisi isteyenler
  • Hızlı bir FPS oynamak isteyenler

Bu oyun hakkında ne yazsam bilmiyorum. Hatta nasıl bir giriş yapacağım konusunda dahi kararsızım. Oyunu büyük bir kısmını zevk alarak oynamış olsam da, sona doğru saçma bir şekilde artan zorluk seviyesi ve problemli bölüm tasarımı yüzünden bitirmeye sabrım yetmedi (sonlarını youtube videolarından izledim). Şahane atmosferi ve karamsar dünyası ilgimi çekse de yan görevleri yapmayı bir yerden sonra bırakıp oyunu bir an önce bitirmeye çalıştım. Bir sebepten ötürü açık dünyasını keşfetmek istemedim. Bu yazıda bunların sebeplerini tek tek anlatmaya çalışacağım.

Dediğim gibi, Stalker’ın büyük bir kısmını severek oynadım. Süper asker olmadığımızı, tek mermide ölebileceğimizi oyunun en başında fark ediyoruz. Hatta oyun bizi umursamıyormuş gibi hissediyoruz. Sanki biz olmasak da hayat kendi kendine devam edecekmiş gibi bir havası var Stalker’ın. Bir yere kadar ediyor da gerçekten. Birbirine düşman topluluklar çatışabiliyor, bazı karakterler oyun dünyasında sizden bağımsız olarak gezebiliyor ve ölebiliyor. Batıdan çıkan Call of Duty, Battlefield gibi süper askerleri canlandırdığımız güç fantazisi oyunlardan sonra Stalker ilaç gibi geldi gerçekten.

Tabi elimize daha düzgün silahlar almaya başlayınca durum biraz değişiyor. İyi bir yere saklanınca teknik olarak üzerimize gelen onlarca düşmanı öldürmemiz mümkün. Teknik olarak dedim çünkü genelde böyle bir şey olmuyor. Doğru yerimize isabet eden tek bir mermi ile ölebiliyoruz. Bu noktada hızlı kayıt tuşu imdadımıza yetişiyor, ancak o zaman da stratejiden çok deneme – yanılma ile problemleri çözmeye başlıyoruz. Başlarda bu çok batmasa da sonlara yaklaştıkşa F5 – F10 tuşlarını iyice aşındırdım. İlk paragrafta bahsettiğim zorluk tam olarak bundan kaynaklanıyor aslında. Eğer oyunu iyi öğrenir, doğru yan görevleri yapar ve iyi mühimmat toplarsanız belki işiniz biraz kolaylaşabilir. Ancak benim sabrım buna yetmedi.

Yan görevler demişken biraz da onlardan bahsedeyim. Normalde oynadığım oyunları %100 bitirmeye çalışırım. İlginç dünyası varsa bütün yan görevleri yapıp ortalığı mümkün olduğu kadar çok keşfetmek isterim. Ama Stalker’ın çoğu yan görevi birbirinin aynısı. Hangi görevler rastgele üretiliyor, hangileri hikayeye katkıda bulunuyor belli değil. Üstelik birçok görev için oyun dünyasının öbür ucuna gitmek gerekiyor. Işınlanma falan da yok, 10-15 dakika yürümeniz lazım. Yolda daha önceden temizlediğiniz bir düşman kampı tekrar dolmazsa ve yolda köpekler veya mutanlar saldırmazsa tabi. Ve bu arada oyunun gerçek sonlarını görmek için iki spesifik yan görevi spesifik bir sırada yapmak gerekiyor.

Öte yandan güzel manzara seyretmeyi seviyorsanız haritayı gezmekten zevk alabilirsiniz. Oyunun atmosferi şahane. Özellikle görselleri elden geçiren bir mod yüklerseniz tadından yenmez. Şahsen Memories of the Zone diye bir mod yükledim. Stalker’ı oynamayı düşünürseniz kesinlikle bu modu kurmanızı öneririm.

Oyunu bitirince (da doğrusu bitiremeyince) sıkılıp silmiştim hemen. Ama kaydettiğim videoları keserken tekrar yükleyip baştan oynayasım geldi. Böyle iki arada bir derede bıraktı beni Stalker. Bu yazıyı yazarken bile bir yandan hemen bitirip gitmek, bir yandan da oyunun mekaniklerini daha detaylı bir şekilde anlatmak, övmek ve şikayet etmek istiyorum. İndirimde falan denk gelirseniz kesinlikle alıp denemenizi öneririm. Sadece başlarda biraz sabırlı olup Rambo olmadığınızı aklınızda tutun.

Leave a Reply