| by Anton | No comments

The Original Strife: Veteran Edition

Kimler oynamalı

  • Eski FPS oyunlarını sevenler
  • Doom gibin olsun ama hikayesi de olsun diyenler

Kimler uzak durmalı

  • Yönünü bulamayan veya bulmak istemeyenler
  • Diyalog falan dinleyemem diyenler
  • Düşünmeden sıka sıka ilerlemek isteyenler

Doom oyun dünyasının en ünlü serilerinden birisi. John Carmack’in yazdığı motoru kullanan oyun 1993 yılında piyasaya çıktı. Teknik açıdan 93 yılı için inanılmaz bir başarıydı. Günümüzde olduğu gibi bu başarıyı taklit edip pastadan bir pay almak isteyenlerin ardı arkası kesilmiyordu. Piyasaya onlarca benzer oyun çıkmaya başladı. Bu oyunları tarif etmek için henüz First Person Shooter terimi ortaya çıkmamıştı. Zaten Doom türünün ilk örneklerinden birisiydi. Bu nedenle o dönem piyasaya çıkan her FPS oyununa “Doom klonu” (Doom gibin) denilirdi (benzer durumu Dark Souls ve Soulsbourne ya da Souls Like ile gözlemleyebilirsiniz).

1996 yılında çıkan Strife’ın ekran görüntülerini gördüğünüz anda Doom gibin etiketini yapıştırabilirsiniz. Üstelik bu oyun Doom motorunu kullanıyor. Ancak oyuna bir şans verir ve on dakika oynarsanız ne kadar yanıldığınızı görebilirsiniz.

Carmack’in ünlü bir sözü vardır, “Oyunlarda hikaye porno filmlerindeki hikayeler gibidir. Olması beklenir ama herhangi bir önemi yoktur”. Özellikle 90’lı yıllarda üzerinde çalıştığı oyunlara bakarsanız hepsi “Bir silahsın gidiyorsun. Karşına canavarlar çıkıyor, sıka sıka ilerliyorsun” şeklinde özetlenebilir. İşte Strife’ı Doom’dan ayıran ilk önemli fark bir hikayesinin olması. Üstelik bu hikaye oyun içinde seslendirilmiş diyaloglar ile aktarılıyor. Hatta oyunda gördüğünüz her karakter ile konuşmanız mümkün. Kimi karakterler işinize yarayacak ipuçlarını verece, kimi sizden bir iş yapmanızı rica edecek, kimisi de sizi başından savmaya çalışacaktır.

İşin içine zamanla gelişen karakter, yarı açık dünya, alışveriş yapabildiğimiz NPC’ler, ve üç farklı son girince Strife’ı hafif rol yapma oyununa doğru kayıyor.

Yarı açık dünya olayını biraz açayım. Aslında oyunun en başında oldukça sınırlı bir alanda gezebiliyoruz. Aldığımız her yeni görev yeni bir bölgede geçiyor. Dolayısı ile ilerledikçe gezebildiğimiz alan genişliyor. Bir iki istisna haricinde daha önce bitirdiğimiz bir bölüme dönmenin çok da bir lüzumu yok gerçi. Ama bu tasarım oyun dünyasını daha tutarlı bir hale getiriyor. Öte yandan zaten karmaşık olan bölüm tasarımları dönemi için devasa bir dünya ile birleşince yön bulmak iyice zor bir hale gelebiliyor. Eğer diyaloglara ve bulunduğunuz bölgelere biraz dikkat ederseniz işiniz kolaylaşacaktır.

Strife’ı Doom’dan ayıran bir başka yönü de silahları. FPS’lerde görmeye alıştığımız tabanca-taramalı-pompalı-füze atar kombinesinden biraz farklı Strife’ın portfolyosu. Yumruk ile başladıktan hemen sonra tatar yayını alıyoruz. İlerledikçe taramalı, roketatar, bomba atar, alev atar, pompalıya benzer bir silah ve bölüm sonu canavarlara karşı kullandığımız Sigil diye bir elektrikli bir silah elimize geçiyor. Ne var ki bu silahları kullanmak ve hedefi tutturmak oldukça zor. Hedefi tutturma, menzil ve kullanım kolaylığı açısından en kullanışlı silah oyunun başında aldığımız taramalı. Ama ona da mermi yetiştirmekte zorlandım.

Silahlarım problemlerine karşın Strife çok zor bir oyun değil. Sadece sonlara doğru biraz zorlandım. Ama zorlandığınız anda şehre dönüp bol miktarda ilk yardım kutusu ve mühimmat satın alabilirsiniz.

Eski FPS oyunlarını seviyorsanız ama oyunda hikaye de olsun istiyorsanız hafif rol yapma öğeleri ile Strife sizi memnun edecektir. Eski FPS’te hikaye mi olurmuş? Ben sırası ile önüme gelen bölümleri sıka sıka bitirmek istiyorum diyorsanız bu oyunu es geçebilirsiniz.

Leave a Reply