| by Anton | No comments

Resident Evil Outbreak

Kimer oynamalı

  • Klasik Resident Evil mekaniklerini sevenler
  • Atıştırmalık Resident Evil senaryosu isteyenler
  • Oyunu birlikte oynayacak arkadaşları olanlar

Kimler uzak durmalı

  • Resident Evil’ı hikayesi için oynayanlar
  • Resident Evil fanı olmayanlar

Arkadaşlarla PlayStation 1’de Resident Evil oyunlarını oynarken en büyük hayalimiz çok oyunculu bir Resident Evil oynamaktı. Birbirimize yardım edecek, bulmacaları birlikte çözecek, Raccoon’dan hep beraber kaçacaktık. Zaten o zamanlar bir oyunu daha güzel yapmanın yolu ne diye sorsanız bir ağızdan “Coop multiplayer!” derdik. Tabii coop ne demek bilmediğimiz için “Böyle multiplayer olsun ama birbirimize karşı oynamayalım! Tek kişi gibi oynayalım ama hep beraber olsun!” diye anlatmaya çalışırdık.

Görünen o ki Capcom da bizimle aynı şeyi düşünmüş ve Outbreak diye bir oyun geliştirmiş (sonra da Outbreak ve Outbreak File #2 olmak üzere ikiye bölmüş ama o başka bir konu). Oyun 2003’te çıkmıştı. İşin ilginç yanı PlayStation 2’ye özeldi. Evet, PlayStation 2 için özel bir adaptör alarak aleti internete bağlayabiliyordunuz. Ancak ne yazık ki oyunun Avrupa sürümü bu çevrim içi özelliklerden mahrum bırakılmıştı.

Tabii günümüzde Avrupa versiyonunun çevrim içi özelliklerinin olmaması bize bir şey ifade etmiyor çünkü oyunun sunucuları 2007’de kapatılmıştı zaten (Japonya’da birkaç yıl daha açık kalmışlardı). Eğer şu anda çevrim içi oynamak isterseniz oyunun ve konsolun Japon sürümlerini bulup fanların ayakta tuttuğu sunuculara bağlanmaya çalışabilirsiniz. Japon PlayStation 2’niz yoksa iso dosyalarını bulup modifiye edip sunuculara emulatör aracılığı ile de bağlanabilirsiniz. Şahsen birkaç saat uğraşıp beceremedim. O yüzden oyunun sadece tek kişilik versiyonunu inceleyeceğim. Zaten fanların ayakta tuttuğu sunucular da yarın öbür gün kapanırsa çok isteseniz de multiplayer oynayamayacaksınız.

Peki oyun çevrim içi oldu da ne oldu? Çok şey değişti mi? Tanınmaz bir hale geldi mi? Hayır, gelmedi. Beni oldukça şaşırtan bir şey oldu bu. Klasik Resident Evil formülüne oldukça sadık kalmışlar. Tank kontrolleri olduğu gibi duruyor, Code: Veornica’daki gibi yarı sabit kamera açıları, sınırlı cephane ve envanter de yerli yerinde.

Tabii çevrim içi olmasının getirdiği birtakım değişiklikler var. Mesela envanterinizi açınca oyun durmuyor. Bu durum oyunu daha aksiyon dolu bir hale getirdi. O açıdan sevdiğim bir değişiklik oldu. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi artık uzun uzun doküman okumamız pek mümkün değil. Bu durum hikaye anlatımına biraz zarar vermiş.

Çok fazla hikaye de yok gerçi. Toplamda beş adet görece kısa senaryo var. Her senaryo başında sekiz karakterden birisini seçiyoruz. Rastgele seçilen iki karakterin kontrolünü de yapay zeka alıyor (ya da çevrim içi oynarsanız başka oyuncular). Bu durumda akıllara bir sürü soru takılıyor tabii. Hangi karakter hangi senaryoda var? Ölüyorlar mı? Sonunda kim kaçmayı başarıyor? En iyi son asıl son mu? Ne yazık ki bu soruların net cevapları yok gibi görünüyor.

Senaryoları tek tek ele aldığımızda fena değiller bu arada. Her birisi bir – bir buçuk saat arası sürüyor ve oynarken Resident Evil havası alıyorsunuz gerçekten. Kısa olduklarından hep hikayenin gelişme kısmını oynuyormuşum hissini aldım şahsen. Ama eğer Resident Evil fanıysanız bu sizi rahatsız etmeyecektir. Atıştırmalık kısa Resident Evil oyunları oynuyormuş gibi hissedeceksiniz.

Ben Resident Evil oynuyormuşum gibi hissettim ama atmosferi baltayalan çok ciddi bir problem var oyunda. Bu problem görseller değil. Hatta görsel olarak ortam süper. Hem Raccoon’un tanıdık mekanlarını ziyaret ediyor hem de yeni yerlerini keşfediyoruz. Problem işitsel de değil. Yani tam olarak değil. Problem yanımdaki karakterlerin sürekli salak salak konuşmaları. Ama SÜREKLİ konuşmaları.

Konuşma dediğime bakmayın. Geliştiriciler atmosferi bozmamak adına sesli iletişime izin vermediler. Onun yerine belli tuşlara basınca karakterlerimiz belli replikler söylüyor. “Yardım et!” , “Yanıma gel!” , “Burada bekle!” gibi kısa cümleler bunlar. Yanımda gezen botlar durmadan bu replikleri tekrarlayıp durdu. Yahu botsun sen, ne diye üç saniyede bir bulmacayı çözüp çözemediğimi soruyorsun? Daha gerçekçi olsun diye sinir bozmaya çalışan trol oyuncular gibi davranan botlar mı yapmaya çalışmış geliştiriciler? Anlamadım ki…

İşin kötüsü bazen o botlara işiniz düşebiliyor. Geliştiriciler yardımlaşmayı öne çıkarmak adına envanteri iyice küçültüp sadece dört adet yer bırakmış ve eşya isteme – eşya verme mekaniği eklemişler. Aynı odadaki karakterlerden istediğimiz eşyaları isteyebiliyor, istemediğimiz eşyaları kakalayabiliyoruz. Olur da önemli bir eşyayı alan karakter oyunun öbür ucuna giderse geçmiş olsun. On dakika arayıp durursunuz. Bulduğunuzda istediğiniz eşyayı size verecek diye bir şey de yok. Aynı gerçek oyuncu gibi naz yapabilir. Neyse ki çoğu zaman çok fazla nazlanmayıp eşyaları birkaç defa isteyince veriyorlar.

Koyu bir Resident Evil fanatiğiyseniz ve kesinlikle bütün oyunları oynamak istiyorsanız kolay modu açıp deneyebilirsiniz. Atıştırmalık Resident Evil senaryoları sizi mutlu edecektir. Hele ki yanınıza bir iki arkadaş alıp çoklu oyuncu modunu çalıştırmayı başarırsanız çok eğlenmeniz olası. Ancak hikaye peşindeyseniz bu oyunu atlasanız da olur. En fazla what if hikayeleri gibi düşünebilirsiniz Outbreak’i.

Leave a Reply